BÜYÜLÜ EV

Uzak mı uzak ıssız mı ıssız bir diyar dı Floki. Ailesiyle ormanda küçük bir kulübede yaşardı Roniezmi. Yaşlı bir teyzeden bundan bir kac gün önce bir efsane dinlemişti. Altın kaplamalı bir şişeden çıkan cinin gerçekleştirdiği dileklerde doluydu anlattığı. Eve gelir gelmez anlattığı an herkes ona gülmüştü. Oysa o göremeyen babasının tekrar görüp onla normal baba kız gibi oynamasını istiyordu. Yüzünü görsün benim güzel kızım demesini hayal ediyordu. Evdekilere haber vermeden kendine bir bohça hazırladı. İçine evde yiyebileceği bir şeyler koydu. Kalın bir ceket de aldı yanına ve evden çıkıp aramaya koyuldu. Köşe bucak tüm sarmaşıkların içine baktı bulduğu orman meyveleriyle kendine ziyafet çekti. Çiçeklerden taç yaptı kendine. Hem eğleniyordu hem de her taşın altına ağaç kovuğuna bakıyordu. Yorulduğu yerlerde oturuyor yemek yiyordu.Küçük adımlarla ilerlemeye başlamıştı çünkü çok uzun yollardan geldi. Dayanamayıp uzandı yeşilliklerin üzerine. Etrafa göz gezdirirken ağaçların üzerinde bir karaltı gördü. Anlamak için doğruldu ama sarmaşıklar vardı. Etrafta dolaştı bir merdiven buldu. Merdiveni görünce korktu. İçerde kim olabilir diye düşünüyordu.Bir cesaret ilk adımını attı minik elleriyle merdivene tutunup yürümeye başladı. Yüreği güp güp atıyordu, yanakları kızardı çok heyacanlanmıştı. Kapıya gelmişti ve itmeye çalıştı. Bir cızırtı ile açıldı kocaman kapı. İçeriye bir göz attı, içeride tozlu kitaplar, divan ve koltuklar vardı. Temizlenmesi gereken bir şömine bile vardı içerde çok hoşuna gitmişti bu ev. Kitaplıktaki kitaplar dikkatini çekti. kitapların tozunu sildi ve üzerlerinde anlam veremediği şeyler yazıyordu. Roniezmi’nin bedeni o kadar yorgun düşmüştü ki divana uzanıp öylece uyuya kaldı. Babasını görüyordu düşünde gözleri iyileşmiş kızını elinden tutup kırlarda oynuyorlardı derken birden babası rüyasında kaybolur ve uykudan korkuyla uyanır. O korkuyla yerinden kalkarken kolu hemen yan tarafında bulunan rafa çarpar. Yere raftan küçük altın renkli bir şişe düşüp kırılmıştı. O altın renkli küçücük şişeden bembeyaz göz kamaştıran ışık çıkmıştı. Işık hafifletin ve bir cin çıktı. Roniezmi’nin dili tutulmuştu adete boğazı düğümlenmişti konuşamıyordu. Cin Roniezmi’nin korktuğunu anlayınca yaklaşıp korkmaması gerektiğini söyledi eliyle yüzünü okşadı. Roniezmi titreyek gözlerini cinin gözlerine dikmişti ağlamaklı bir sesle “Sen dilek mi yapıyorsun? Sen o cinsin değil mi?” dedi. Cin”Evet ufaklık. Senin dileğin mi var?” Bu Roniezmi’ye yeterde artardı bile Roniezmi teklifi kabul etti. “Babamın beni görmesini istiyorum. Artık gökyüzünün güzel mavisini, geceleri yıldızları görsün. Bana güzel kızım diye seslendi istiyorum” dedi. Cin bu isteğini gerçekleştireceğini söyledi ve ortadan kayboldu. Roniezmi öyle heyecanlıydı ki koşarak eve babasını görmeye gidiyordu. Eve yaklaştığında ise içerden mutluluk çığlıkları geliyordu. Roniezmi kapıyı açtı ve babası karşısında gözlerinin içine bakıyordu. Koşarak babasına sarıldı için için ağlıyordu babası artık görüyordu. Tüm olanları anlattı babası Roniezmi’ye. Cinin birden belirdiğini ve ona bir not bıraktığını söyledi. Kağıdı açınca gözlerine inanamadı. Cin lanetlenmiş ve o şişeyi kırarak onu kurtarmıştı. Ağaç evi de Roniezmi ve ailesine bıraktığı yazıyordu. Dünyalar babasının gördüğünü öğrenince onun olmuştu. Şimdi üstüne bu güzel hediye. Hayatlarını güzelleştiren cine hayatı boyunca minnettar oldu.

Tuğba Atıcı tarafından yayımlandı

Çocuk Gelişim bölümünde öğrenciyim. Bu bloğu açma sebebim küçükken okuduğum güzel hikayelerin bana verdiği mutluluğu şimdi ben çocuklara vermek istiyorum.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın